23 Şubat 2009 Pazartesi

0 yorum

Yalnızlık Duvarı: Bir Yalnızlık Senfonisi



Kadın elleri arkasında, duvara dayanmış dalgın gözlerle evin penceresinden dışarıya bakıyordu.
Akşamın alacakaranlığı ortalığa çökmüştü.Ne düşünüyordu?
Onu adeta buldunduğu yere donmuş gibi bırakan neydi?..Yaşına göre güzel ve alımlı bir kadındı..Uzun boylu kısa saçlı kumral, ela gözlü..İki yanağında iki gamze..Vücudu hala bozulmamış, güzelliğini koruyordu..Kilosu normaldi.
Bunu her zaman yaptığı spora ve uyguladığı diyete borçluydu.Tutkusu altın ve inci..Saygın kişilikli, mesleğinde başarılı, sıcak bir yuvası ve ailesi olan bir insandı.
Eşi , dostu, arkadaşı çoktu.Sık sık aranır ve dost meclislerinde bulunurdu.Onunla olmaktan mutlu olurdu insanlar..Kültür birikimi, kariyeri, güzel konuşması ile seçkin biriydi.Çok okurdu.Kendini iyi yetiştirmişti.Ellili yaşlarındaydı. Yani artık ömrünün sonbaharında... Gülümsedi...Biraz burukluk vardı bu gülümseyişte...Dost meclislerinde konuşur, tartışmalara katılır düşüncelerini söylerdi.
Çevresindekilerin onu anlamadıklarını bir çok ortamda, ömrü boyunca sık sık görmüştü.İçinde bir yanlızlık duvarı örülmüştü zamanla...
Çok görmüştü ailesi ile ve arkadaşlarıyla aynı telden çalmadıklarını...Kaderi buydu herhalde.Bekliyordu..Neyi? Kimi, onu anlayacak, içindeki yanlızlığını paylaşacak birini....
Çalışma odasına geçti.Dönen koltuk zengin bir kitaplık.Duvarda ünlü düşünür ve filozoflardan güzel sözler, resimler...Köşede bir sallanan koltuk, kamıştan... Yerde "selçuklu motifli" bir halı.... Bu köşe zaman zaman onun kaçış yeriydi.Çalışma masasının başına geçti, oturdu.Bir dosya kağıtı çıkardı.
Mektup yazacaktı.Eşime oğullarıma ve dostlarıma diye mi yazsam ? diye düşündü.Hayır...."Aranan ve Özlenen Dost"a diye yazacaktı.Kalemi eline aldı ve yazmaya başladı...
Sevdiğim, Canım benim.Bu gün yine özleminle doluyum.Gel artık bitsin bu özlem...
Benim ol. Yada ben senin olayım.Ruhuma ateş doğsun yaksın kavursun beni....Sevginle şımart beni şımartılmak istiyorum.
Çok sev beni.Güzel sözler söyle bana sevgiden, aşktan yana.Hiç bıkmadan söyle.Kimse beni, benim istediğim gibi sevmedi.Sevemedi çünkü....Biliyormusun çok yanlızım çooookkk.... Beni Anlıyacak candan bir dost arıyorum...Gel dostum ol , anla beni sayfa sayfa aç tanı beni....
Gizlerimi bul...Onları açığa çıkar.İkimiz bir "ben" olalım.Beni bana anlat.Yaşamı tümüyle bu kadar severken bendeki bu yılgınlık niye? Herşeyden bıkmam vazgeçmem niye?
Duygusallığımı gör orada ve beni anla.Duygularımız çoğu zaman görmez ediyor gözlerimizi.Gerçeklere perde çekiyoruz.
Ama onlar varlar ve oradalar.Hemen yakınımızda.Gerçekler ve duygular...Neden ben de ön planda duygular?Yanlızlığımın nedeni duygusal zekamın daha fazla gelişmiş olması mı ? Anlat bana... Sevgi ve Aşkı anlat...
Güzellikleri anlat doğruları anlat.. Yaşamı sözlerle, düşüncelerle paylaş..Ses tonumuzu yükseltmeden konuşmalıyız.
Geçmişe bakmamak gerektiğini çünkü yaşanacakların yaşanmışlardan daha önemli olduğunu söyle bana.
Söyle ama ; Geçmişte insanların daha saygılı, daha değer yargılarına bağlı, daha az bencil olduğunu ve o zaman toplumdaki insanların daha mutlu olduklarını vurgulayalım seninle birlikte...
Edebiyattan konuşalım. Şiirden konuşalım seninle..Son filmleri eleştirelim seninle birlikte...Yeni çıkan kitapları... Bana kitap armağan etmelisin parfüm yerine.Bende bir traş losyonu alacağıma bir kitap seçip almalıyım senin için...
Geleceğe umutla bakmaya öğret bana.İnsan yaşantısına giren yenilikleri öğret bana, yararlarını kullanılmasını...Sıcak çayımızı yudumlarken gözlerimiz birbirinin içinde temiz havayı içimize çekmeliyiz.
Aynı anda var olmanın dayanılmaz hafifliğini bulmalıyız.Ben resim yapmayı da severim.Renk armonileri oluşturmalıyız.
Yada güneşin güzelliğini örneğin batarken aldığı o mükemmel renkleri tuvalimize yansıtmalıyız....
Akşamın alacakaranlığı çöktüğü zaman, sallana sallana koltuğuma oturmalıyım.Müzik setinde hafif müzik veya Vivaldi'nin "The Fours Seasons" ı çalmalı ya da Pavoritti'nin aryalarını dinlemeliyiz gözlerimiz kapalı..
Aynı futbol takımını tutmasak da hoş görüyle bakmalıyız tuttuğumuz takımlara...
Biliyormusun gülmek insanı güzelleştirir..Mesleklerimizle ilgili sorunları ve de başarılarımızı da paylaşmalıyız seninle.Öneriler getirmeliyiz birbirimize..Getirilen önerileri sabırla dinlemeli ve faydalanabileceklerimiz şeçmeliyiz içinden..Yoksa hep benim söylediklerim ve bildiklerim dogru dememeliyiz.Ahh, canım!..Çok şey mi istiyor, çok mu şey bekliyorum?
Sen de benim gibi düşünüyorsan, ya da ayı şeyleri istiyorsan seslen "Gel!" de.Sesini duymalıyım.Başka kimse duymasın o sesi..
Sesin, "Gel yalnızlığımı paylaş, yalnızlıgımızı paylaşalım" desin.Ben, ben o sesi duyunca bir kapı açıp gitmeliyim sana.Gerçek dosta..Elveda derken merhaba diyerek.
Kadın yazdıgı mektubu katladı, zarfa koydu.Masanın küçük çekmecesine kilitledi.Kalktı.Müzik setini ve abajurun ışığını açtı.
Elektirği kapattı sallanan koltuğuna oturdu..
Gözlerini yumdu.Yavaş yavaş sallanırken kulaklarında Mario Lanza'nın billur sesi "O sole mio" albümünden parçalar okuyordu..

22 Şubat 2009 Pazar

0 yorum

Eyes Wide Shut 1999-Gözleri Ardına Kadar Kapalı

Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut), Arthur Schnitzler'in aynı adlı eserinden uyarlanan ve yönetmenliğini Stanley Kubrick'in yaptığı 1999 yapımı bir Hollywood filmidir.
Psikanalizci Freud'un takipçilerinden olan Schnitzlerin eserinden ortaya muhteşemen bir kompozisyon çıkaran Kubrick bu filmde evliliği, sadakati ve onun getirilerini ustaca sorgulamıştır. Son zamanlarda "aldatma" konusu üzerine yoğunlaştığım için bu konuda izlediğim 5. film olmuştur.
Filmbir parti ile başlıyor. Partiye evli olan Dr. Bill(Tom Cruise) Harford ve karısı Alice de davetlidir. İkisi de göz kamaştıran tiplerdir. Partide ikisine de farklı kişiler tarafından özel alaka vardır. Hatta Alice(Nicole Kidman)'in dans ettiği adam onu baştan çıkarmak adına sarfettiği sözlerden biride şudur: "Eskiden kadınlar niçin evlenirmiş biliyormusun? Bakireliklerini kaybetmenin ve gerçekten arzuladıkları erkeklere beraber olmanın bir tek yolu evlilik olduğu için.." Doğrusu biraz Freudyen bir yaklaşım diyebilirim bu lafa. Neyse ki Alice bu yaşlı kurta karşılık vermedi. Daha doğrusu bir kocası olduğunu hatırladı.  Çift, o gecenin sonrası esrarlı kafayla yatak odasında tartışmaya girerler. Alice, çok geçmişte tatil yaptıkları bir yerde gördüğü  Bill'in de tanıdığı bir denizci subayını o gece ona hatırlatır. Ona karşı arzularının olduğunu açıkça itiraf eder ama bir şeyler yaşamadığını da belirtir.

19 Şubat 2009 Perşembe

0 yorum

Türkiye’de nasıl para kazanılmaz?

 

Güneş Gazetesi yazarı Engin Aktel‘in dünkü makalesinden. İnanın bunu koymadan edemeyeceğim. İnternette bulamadım bir kopyasını o yüzden buraya yazıp kaynak göstereceğim.
Engin Aktel/16 Şubat 2009/Ters Köşe
Türkiye’de nasıl para kazanılmaz?
Eğer:
-Vergini kuruşuna kadar ödüyorsan,
-Kayıt dişi iş yapmıyorsan,
-Üç kağıtçı değilsen,
-Sendikalı işçi çalıştırıyorsan,
-İktidar olan partiye kayıtlı değilsen,
-Kaçak mal getirmeyi hala öğrenememişsen,
-Çocuklarının okutulması için burs verecek bir hayırsever bulamıyorsan,
-Her devrin adamı olamıyorsan,
-Yalakalık yapmayı beceremiyorsan,

14 Şubat 2009 Cumartesi

0 yorum

Othello Filmi 1995

 
Othello, William Shakespeare'in yazdığı trajedilerden biri ve aynı zamanda oyunun baş erkek kahramanıdır.

Ünlü Venedik senatörünün kızı uğruna çevrilen entrika dolu sahneler. Ve sonrasında acıklı,romantik trajediler..
Her diyalogda bir sanat kokusu alacaksınız. Ayrıca filmde "aldatma" eyleminin "aldatılan" kişide oluşturduğu derin ve çözülmez kısır döngülerin bünyeye yaptığı tahribatı da işlemiştir bu film.

Yönetmen: Oliver Parker
Oyuncular:

Laurence Fishburne
... Othello

Irène Jacob
... Desdemona

Kenneth Branagh
... Iago

Nathaniel Parker
... Cassio
Othello bir amiraldir ve zencidir. Halk tarafından kahramanlıkla anılmasına rağmen Venedik Senatörünün kızıyla evleneceği haberi halktan bir çok kişiyi üzmüştür. Othello ve Desdemona aşkla evlenmişlerdir. Fakat amiralin yaverlerinden biri araya fesat sokarak Desdemona'nın yolsuz bir kadın olduğunu inandırmıştır Othello'ya. Ne yazık ki durum öyle değildir. Desdemona masumdur. Hem de hiç bir şeyden haberi yoktur. Desdemona, şiir gibi bir kadındır. En cani hisleri bile ona karşı beslerken bir an aklınızı başınızdan alabilecek güzelliklere sahip bir kadın. Othello ise onun tam tersine çirkin ve ürkütücüdür. Ama Desdemona, Othello'nun acılarla geçen hayat hikayelerinden etkilenmiş ve ona aşık olmuştur. Othello'nun da buna karşılıksız kalması düşünülemezdi zaten.

13 Şubat 2009 Cuma

0 yorum

Nerede 'Yeter!' Demek Gerekir? Hiç Bir Zaman Doyum Bulamıyorsanız, Neler Yapabilirsiniz?


Yazarı : Laurie ASHNER, Mitch MEYERSON
Çevirmen : Hande BARLAS
Sayfa Sayısı : 235
Boyutları : 24,1 x 16 cm.
Bugün bu kitaba başladım.
İçindekiler kısmından seçtiğim bazı ana ve alt başlıklar bazı insanlarda gözlemlediğim ve şu sıralar sorguladığım doyumsuzluk hissinin nelerden kaynaklanabileceği  bilimsel psikoloji dili kullanılmadan yalın bir şekilde ifade edilmiş.
Gerçekten toplumda herkes mükemmel olmak zorunda değil. Elbette bazılarımızın geçmişinden kaynaklanan "tortular" diye tarif edebileceğim etmenlerden dolayı şimdiki zamanda yaşadıkları bir takım tatminsizlikleri, arayışları, tutkuları, arzuları olabilir. Bu kitap bunun nedenlerini sorguluyor. Neden bazı insanlar da saplantı derecesine varan hisler olur? Ve bu kişiler gerçekten mutlumudur? Mutlu değiller ise ne yapmaları gerekir?

Swinger's- Eş Değiştirenler


Yönetmenliğini ve senaristliğini Stephan Brenninkmeijer'in yaptığı bu filmde internet siteleri ve kulüpler aracılığıyla buluşma organizasyonları yapan "Eş Değiştirenler"i (Swingers) anlatılıyor.
Cast:
Diana- Ellen Van der Koogh
Julian- Danny de Kok
Timo- Joep Sertoms
Alexandra-Niemke Brinkhuis
Bana çarpıcı gelen dakikaları 1. bölümde 30,35,46 ve 52.
2. bölümde ise 8, 21 ve 28. dakikalar.
Filmi fazla anlatmaya gerek yok. Ayrıca bu film erotik bir film değildir. Yıllardır Batı Avrupa'da bilinen "gönüllü eş değiştirme" fantezilerini ve eşcinselliği eleştiren bir filmdir.
Hollanda'nın özgürlüğü filme aynen yansımıştır. Filmde ilk kez "swingers" olayını gerçekleştirecek bir aile ile diğer deneyimli aile arasında yaşanan olaylar anlatılıyor.
Göz göre göre aldatmak nasıl bir duygudur? Bunun ne gibi bir yansıması olabilir? Ne hissedilir o an?

11 Şubat 2009 Çarşamba

0 yorum

Kingston Data Traveler USB Bellek Şifre Programı MyDataZone

Geçenlerde şifreli özelliği var diye almış olduğum Kingston'un DT101C 4gb. flash belleğini kurcalarken yanlışlıkla şifre programının üzerine format attım.
Meğerse flash diski ilk açtığınızda bu programla şifreli bir format bölümü yaratıyormuşsunuz. Ben şifreli bölümün kapasitesini ayarladıktan sonra üstüne bir de format atınca flash diskim iki ayrı diske bölündü.
Bir hafta kadar 4 gb'lık traveler diski 1.7gb. olarak kullanmak zorunda kaldım. Neyse ki Efekentli de aynı flash diskten almıştı. Onun flashında var olan "logout privacy zone" adlı kısayol programını tekrar kendi flashıma atınca sorun çözüldü.
Bazı forumlarda bu sorunla karşılaşan bir çok arkadaş gördüm. Bir çoğu zaten tam olarak sorunun çözümüne yönelik bir yanıt alamamış. Bunlardan bir tanesi aşağıda:
MRB arkadaşlar
ben de 2 gb kingston migo traveler usb bellek vardı aldığımda şifreleme programıyla belleğin 700 mb şifreledim.daha sonra istemeden flash belleği formatladım.ondan sonra flash belleğin kapsitesi 1.3 gb olarak kaldı yani şifrelediğim bölümü görmüyor.ulaşamadığım bu bölümü nasıl geri kullanılabilir hale getirebilirim.tşklr.
Şifre programlarının nasıl kullanılacağına bakmakta fayda var.

04 Şubat 2009 Çarşamba

0 yorum

Çin'de bir adam cep telefonu patlamasından dolayı öldü



Bugün gazetede okudum. Bir Çin'linin gömleğinde taşıdığı cep telefonu patlamış ve kişicağız ölmüş. 2002 yılından bu yana tutulan istatistiğe göre bu olay Çin'de cep telefonu patlamasından ölen 9. kişi vakası. Zaten dünyada en fazla cep telefonu da Çin'de kullanılıyor. Öyleyse bu tarz haberlere şaşmamak gerekir. Cep telefonu sigaradan 10 kat daha zararlı bir icat. Bakın görün 5-10 yıl içerisinde cep telefonlarının üzerinde (cep telefonu öldürür,kanser yapar, çocuğunuz olmaz!) gibisinden amblemler koymaya başlayacaklar. Neyse vesselam. Cep telefonunuzu patlatmamak için orijinal batarya kullanın, şarj olurken telefon görüşmesi yapmayın, telefonunuzu hayati önem taşıyan organlarınızın yakınında bi yerde taşımayın! Ha bir de gece yatarken odanızda şarj etmeyin telefonu.. Patlarsa yangın çıkarabilir..

02 Şubat 2009 Pazartesi

0 yorum

Issız Adam Filmi ve Issız Kadınlar



Yönetmen:Çağan Irmak
Senaryo : Çağan Irmak
Oyuncular :Melis Birkan, Yıldız Kültür, Goncagül Sunar, Gözde Kansu, Cemal Hünal, Aslı Aybars, Efe Babacan, Şerif Bozkurt
Alper 30'lu yaşlarında kaliteli yemekler yapan bir  restoranın sahibi iyi bir aşçı. Şaraptan ve müzikten iyi anlıyor. Eski müzik plaklarıyla müzik dinlemeyi sever. Gündüz vakti hayatı gayet düzenli, disiplinli ve titiz.
Gece hayatı ise tam tersine karmakarışık, ikili ilişkilerinde ruhsuz ve sadece kadının tenini fethetmek amacını güden bir adam. Sanal aşk randevularının yanısıra bir çok fahişe ile de geceleri beraber olmakta..
Ada ise muhtemelen 30 yaşın altında, hayatında kadın-erkek ilişkileri neticesinde bir çok deneyim kazanmış bir tuhafiyeci. 2. el kitap satın alıp okumayı çok seviyor. Bu kitaplarda ilk sahiplerine ait bir şeyler bulabilirse mutlu oluyor onları yaşıyor o an. Zevkle kahve içiyor.Hatıra olsun diye dükkanına gelip kostüm satın alan müşterilerinin fotoğraflarını çeker.
Bir gün bu ikili sahaflar çarşısında tesadüf sonucu bir araya gelirler. Çetrefilli bir tanışma evresi sonrası arkadaş olurlar.
Bu tanışma mücadeleri sırasında Ada bir sohbette Alper'e şundan bahsetmektedir:
Yanında çocuk olan olgun erkeklerin bekar bayanların gözündeki cazibesi..