04 Ocak 2010 Pazartesi

2010 yılı öngörüleri..

2009 yılı ortaları dünyadaki  güç dengelerinde meydana gelen değişikliklerin su yüzüne çıkma yılı oldu. Küresel güçlerin piyonları belli bir süreç içerisinde yavaş yavaş yön değiştirmeye başladı. Tek Dünya Düzeni kurma çabaları henüz rafa kaldırılmamış da olsa yükselen Rusya ve Çin'in ortadoğuda yaptığı hamleler bu planların sekteye uğramasına sebep oldu. Hal böyleyken ülkemizde de bir takım eksen kaymaları ya da değişikliklerinin olması kaçınılmazdır. Şüphesiz bu dünyada sanıldığı kadar demokrasi ya da zannettiğimiz kadar hümanist bir düzen yoktur. Demokrasi ve insan hakları Avrupa'nın bir kaç meşhur kentlerinin dışına henüz çıkamamıştır. Kapitalizm kendi kendini yiyip bitirene kadar bu sömürü ve zorbalık tüm dünyaya hükmedecektir. Küresel güç dengeleri değil 6 milyar insan 12 milyar insana bile yetecek kapasitede olan bu dünyayı paylaşmakta bir takım sorunlar yaşadılar. Bu sorunların yansımaları 2009 yılında patlak veren global ekonomik krizle gözler önüne serildi. Rusya ve Çin dünyada tek kutuplu düzenin sona erdiğini adeta ispatlama çabasındadır. İran ve Hindistan bu iki büyük devletin maşası ve piyonu olacaklardır.
Peki Türkiye bu düzen içerisinde nerede yerini alacaktır? Tarihin her sayfasında önemli yer teşkil eden stratejik konumumuz dünya dengelerinin değişmesine nasıl etki edecektir? Kuşkusuz 2010 yılı savaş çanlarının çalmaya başlayacağı yıl olacaktır. Ülkemiz bu buhran içerisinde en fazla ateş alan bölgeler arasında olacaktır. CIA ve taşeronları İran halkını kışkırtarak psikolojik savaşı başlatmışlardır. İran ya yok edilecek ya da İran ve Avrasya güçleri bölgeye hakim olacaktır.

Ülkemizde devletin kendi içinde bir takım değişikliklere gittiği tepeden tırnağa yeni bir yapılanma süreci içerisine girdiği apaçık ortadadır. Krizden az yara alan ülkeler arasında oluşumuz ekonomik dengenin bir şekilde ayakta tutulduğunu ispatlamıştır. Her ne kadar halk bu durumdan hoşnut olmasa da gözle görülür bir istikrar ve asayiş sağlanmıştır. Yapılan onca provakatif üst düzey girişimlere rağmen halk  sukunet içerisindedir ve galeyana gelmemiştir. Kimileri tarafından bu sukunet ortamı sindirilme politikası olarak görülmektedir. Dünya üzerinde değişen politikaları görmezden gelinerek yapılan bu yorumlar cadı kazanının kaynamaya başladığı dönemde ülkeyi bir arada tutma çabalarının birileri tarafından baltalanmaya çalışıldığını göstermektedir.

Yeni dünya düzeni kurma çabaları bir kere daha sekteye uğrayınca ülkemiz de kendi içinde bir takım alt yapı değişikliklerine gitmektedir.

Özelleştirme her sahaya yayılacaktır. Devlet sosyal güvencenin fonlarını özel kurumlara açarak sağlık sektörünün özelleştirilmesini yaygınlaştıracaktır. Silahlı Kuvvetlerde personel sayısı asgariye indirilerek ve eğitim süresi kısaltılarak çağa uygun nitelikli ve ekonomiye dayalı bir ordu düzeni kurulmaya çalışılacaktır. Eğer ekonomi dengede tutulabilirse istihdam artacaktır. Sanayicilik gelişecektir. İnşaat, gıda ve sağlık sektörü en karlı yatırımlar arasına girecektir. Ortadoğu, Ortaasya ve Afrika Ülkelerinde etkinliğimiz artacak ve ihracatın yönü bu bölgelere doğru kayacaktır. Tüm bunların yanında halktaki sosyal patlamalara engel olunamayacaktır. Çünkü bu ülkenin yıllardır neşter atılmayan hasarlı organlarından biri de halkın psiko-sosyal vehametidir. Bugüne kadar sosyolojik sorunları disiplinli bir şekilde irdelemeye alıp çözüme yanaşan kurum henüz piyasaya çıkmamıştır. Bu işi yapabilecek binlerce sosyologun kendi dertleriyle uğraşmaları da vehametin başka boyutudur. Ülke sosyal patlamalar yaşayacaktır. Çünkü geriden gelen genç neslin binlerce sorunu vardır ve bunların çözülmesi gerekmektedir. Sorunlar çözülmediğinde bugüne kadar önemsenmeyen bu genç güç, şer odakları tarafından yönlendirilmeye müsait bir yapıda olacaktır.

0 yorum:

Yorum Gönder

Lütfen Türkçe'ye özen göstererek yorum bırakınız..